Hoşgeldiniz  

İLUHTA İZ BIRAKANLAR-6

SEDAT ERİŞ | 21 Haziran 2020 | Köşe Yazıları


SEDAT ERİŞ
sedaterisbp@gmail.com

FAHRETTİN ÖZDEMİR

İnsan kendisi ile baş başa kaldığında neler gelmiyor ki aklına. Geçmişe gidiyor kimseyle paylaşmadığı öz eleştiriler ve yaşanmışlıklar, yaşantımızda iz bırakanlar hüzünle gözlerden geçit yapıyor.

Fahrettin ÖZDEMİR-Hıfzullah HAMİDİ- Necat NASIROĞLU-Mustafa RAMANLI isimlerinin ilk kulağımda çınladığı 1965 li yıllara gidiyorum. O yıllarda Batmanda bir ilkokul öğrencisiydim ve merhum babamın can dostu olan bu 4 güzel insanın adları bilinçaltımda biryerlere kazınmıştı. Sonraki yıllarda kader rüzgarları aile olarak bizi İzmire’ savurmuştu.

1980 yılı askeri darbe sonrası ailemi İzmirde bırakarak Siirt’ e tek başıma geri dönüş hazırlığı yapıyordum. Kitap-Dergi- bayiliği ve Dershane kurup eğitime hizmet etme adına yola çıkacaktım. Sözkonusu yıllarda uçakla seyahat imkansıza yakın bir zorluktaydı. Şimdiki gibi otoyollar hakgetire. Tek şeritli yollar kentleri bağlayan yegane ulaşım aracıydılar. En lüks seyahat aracı otobüslerdi. Batmana gitmek üzere İzmir Otogarına gelmiştim. Uğurlamak için merhum babam yanımdaydı. Otobüsün hareketine yarım saate kadar bir süre vardı. Babam ağır bir tonda konuşmaya başladı.–Evladım-Siirtteyken mutlaka Batmana git, Fahrettin Ağayı bul. Selamımı ilet.  –*Batmana gideceğimi Sanmıyorum diye anlamsız bir sözcük dudaklarımdan döküldü.

O anda merhum Babamın sert, bir o kadarda emredici bakışları üstümde yoğunlaştı. –Mutlaka gideceksin. O çok vefalı bir insandır. Dostun dostudur. Kadir, kıymet bilir endişe etme benim adımı duyunca mutlaka sana sıcak olacaktır. Hem biliyor musun sen daha çok küçük bir çocukken sık sık onun köyüne giderdik. Bir defasında sana bir küçük kuzu vermişti. Hatırlar mısın? Hayal meyal o kınalı kuzu gözümde canlandı. Benim çocukluk arkadaşımdı adeta o minik kuzu. Onla geçirmiştim çocukluğumun en güzel anılarını. —Tamam dedim. Fahrettin Ağayı mutlaka gidip göreceğim.

Otobüs hareket etmiş güzel İzmir’i arkamda bırakarak yıllar öncesi göç ettiğim topraklara dönüyordum. Zorlu, meşakkatli, yorucu bir yolculuk başlamıştı. Çoğu insan otobüsle seyahat etmiştir. Aracın tekerleri asfaltı yutarcasına döndükçe insanın içini bir hüzün kaplar. Nesneler adeta yolcunun etrafında dans eder gibi döndükçe kişi hatıralar kuyusunun içine girer. Yol boyunca babamın sözleri, 1965’li yılların Batmanı silik fotoğraflar halinde gözümün önünden  resmigeçit yapmaya başlamıştı.  Yolculuğum, Saatleri, gecenin karanlığını ve günün yeni ışıdığı zaman dilimini eritti.  20 saatten fazla bir süre geçmiş, bedenim yorgunluğun zirvesine çıkmıştı.

Muavinin tiz, irite eden —BATMANDA inecek yolcular insin– sözüyle oturduğum koltuktan doğruldum. Bir kent merkezindeydim. Evet, Burası Batmandı. O anda babamın isteği kulağımda çınladı. Biletim Siirt’e kesilmişti ama kararımı vermiştim Batmanda inecektim. Otobüsün merdivenlerinden indim, muavine –kardeş ben Siirt’e gidecektim ama burada ineceğim dedim.

Umursamaz bir tavırla omuz silkti muavin.

İzmir’den sonra Batman adeta bir köy gibi gelmişti bana . Etrafıma bakındım saat öğle vaktine geliyordu. Karşıda bir lokanta gözüme ilişti. Bir şeyler yemek bahanesiyle ama aslında Fahrettin Ağaya nasıl ulaşırım soruma cevap aramak için lokantadan içeri girdim. Kimsecikler yoktu. Masaların birine iliştim, yanıma gelen garsona –Kardeş ben birini arıyorum, Fahrettin Ağa. Nasıl, nerde bulabilirim? Garsonun şüpheli, endişeli bakışları hala gözlerimin önünde. Öyle tuhaf tuhaf bakıyordu ki. Gözü üstümdeki takım elbiseye, kravata, ve yanı başımda duran bond çantaya çakılmıştı adeta. Kısa bir süre sesiz an. Garsonun bu haline anlam veremediğim için yüzüne bakakalmıştım.

Bakışlarımdan etkilenen garson –Yemeğin bitince -buradan çık doğru git, en köşede bir bina göreceksin oradan sor aradığın kişiyi. Lokantadan çıktım. Garsonun tarif ettiği binanın önüne geldiğimde orta yaşın üstünde birinin küçük sandalyeye oturduğunu yanında iri yapılı iki gencin durduğunu fark ettim. En iyisi bu kişilere sorayım diye düşündüm. —İyi günler ben Fahrettin Ağayı arıyorum, sözcüklerini yönelttiğimde tıpkı lokantadaki garson tarzında şüpheli, sorgulayıcı davranan iki gencin etrafımı sardığını fark ettim.        O anda küçük sandalyede oturan kişinin de yüzüme dik dik baktığını gördüm. Bu bakışlar keskindi. Sandalyede oturan kişinin sert duruşu, hareketlerindeki keskinlik doğrusu beni endişelendirdi. İzmir’deki yıllarda aşiret kavgalarını duymuştum.  Bu oturan kişi belki Fahrettin Ağanın hasmıdır diye bir ürperti içimi sardı.Sandalyede oturan zat tok, hükmedici, bir ses tonuyla -Ne yapacaksın Fahrettin Ağaya sorusunu yöneltti. –Ona bir selam getirmiştim diye kısa bir yanıt verdim. Ayaktaki iri gençlerden birine eliyle bir sandalye getirin işareti yapan zatın karşısına oturdum.

–Kimin selamıyla geldin sorusu üzerine merhum babamın adını söyledim.O sert duruşlu, derin bakışlı insanın yüzünde birden bire bir sevgi ifadesi gözlemleyince daha çok şaşırdım. Gülümseyerek –Aradığın Fahrettin Ağa benim cevabıyla adeta şok oldum. Bu kadar kısa bir sürede aradığım insanı bulmanın şaşkınlığını üstümden atamamışken sandalyede oturan amcanın yoğun soru bombardımanı başlamıştı. Babamı, sağlığını, ne yaptığını soruyor aldığı her cevap karşısında babamla olan hatıraların mutluluğu hissediliyordu. Sonraki sorular benim neden Batmana geldiğim, niçin geldiğim üzerineydi. Bende aslında yolculuğumun Siirt’e olduğunu ama babamın ısrarıyla kendini görmek için burada indiğimi anlattım. Misafirim ol dedi.  Teşekkür ettim.  Siirt’e gideceğimi söyleyip izin istedim. Elini öptüğümde — Bak oğlum ola ki yolun Batmana düşer, bir işin, sıkıntın olursa bana uğra. Tam ayrılacakken —Bak oğlum olurda beni bulamasan oğlum Ferit’i bul, onu da bulamasan diğer oğlum Farisi bul. Tekrar teşekkür ettim ve Siirt!e döndüm.

Devam Edecek…….

163 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Batman Güncel Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.